An MeSeLeSi basitweb Boğaz Köprüsü İnşaatı 1970 kimdir..? Barış'a Özlem... Bir Nakliye Hikayesi... hayvanlar Yanlızlıktan Usananlara... Bir KAHVE alırmıydınız.. İnşaat Hatası Kurtlar yine Vadide... muhtelif Gönül defterinin Kabı Yırtılmıştı... Es-Es Esmeye Devam Ediyor... Yollarda Bulurum BENİ şiirsel YoSuN KoKuLu YaZı Kiracı İnadına Cahillik teknolojik diziler ciddiyetsiz yazılar ciddi yazılar Arşiv
Facebook'ta Paylaş

Dijital Deniz Gözlüğü Kamera

Dijital deniz gözlüğü fotoğraf makinesi ile sualtında fotoğraf çekmek için gözlüğün camları üzerindeki artı işaretlerini hizalayarak deklanşöre basmak yeterli oluyor. Gözlük içerisindeki LED ışıkları kamera aktif hale getirildiğinde kullanıcıyı uyarıyor. Sualtında çekilen dijital fotoğraf ve video görüntüler gözlüğün USB bağlantı özelliği ile bilgisayar ortamına aktarılabiliyor. Fotoğraf ve videolar üzerinde düzenlemeler yapılmasını sağlayan bir yazılım da cihazla birlikte geliyor. Bu yazılımla kullanıcılar fotoğraflarını yazıcıdan baskı alabiliyor ve arkadaşlarına e-posta ile gönderebiliyorlar. 16MB dahili hafızası bulunan deniz gözlüğü kameranın belleği Micro SD kartlar ile yükseltilebiliyor. Gözlüğün 3.1 MP ve 5.0 MP olmak üzere iki farklı versiyonu mevcut.

Su altında dolaşmayı sevenler, gördüğü güzellikleri su üzerine de taşıyabilecek ve sevdikleriyle paylaşabilecek. Üstelik kameralarını suyun altında ellerinde taşımak zorunda olmadıklarından, hem rahat bir şekilde yüzmenin tadını çıkartacaklar hem de gördükleri hiç bir güzelliği kaçırmayacaklar...

Zeka yaşına göre ehliyet...

İnsan her gün yollarda neler görüyor. Otobanlarda arabalar,
çağlayan dereler gibi akıyor. Her türlü ruh haline sahip insanlar
yollarda araç kullanıyor.

Cezai ehliyeti bile olmayan insanlara, araç kullanma ehiyeti
veriliyor. İnsanların fiziksel yaşına ve becerisine göre
sınav yapılıyor. Zeka yaşı önemsenmiyor.

Oysa ki yollarda adam görünüşünde çocuklar neler neler yapıyor.
Her gün mayın tarlasında dolaşıyoruz da, haberimiz yok.

Bu konu hakkında çok da fazla konuşmak istemiyorum.
Her tarafımız görünen köy, klavuza ihtiyaç yok.
Ancak şu kadarını söylemeliyim ki;
trafik bir oyun değildir.
Zararınız sadece kendinize olmaz.
Son pişmanlık fayda vermez...

Çok klasik laflar olduğunun farkındayım.
Ancak imamın da sizin için söyleyeceği son sözler
çok klasik olacaktır. Bunu unutmayalım...

Konusunu arayan yazı..


Düşünceler beynimin koridorlarında kaybolup gidiyor.
Kısık bir ışık altından geçtiklerinde, yakalıyorum onları.
Beynimin içinde saklambaç oynuyor düşünceler.
Nereye saklandıklarını, düşünemiyorum...

Ne yazmalı şimdi. Öyle bir tuşlamalı ki klavyeyi
öyle manalı bir yazı çıksın. Ya da mana aramaksızın,
içimden gelenler, bir nehir gibi aksın...

Ne yazmalı ki şimdi...
Yazmış olmak için değil, ama birinin ağzından
cımbızla laf alır gibi, ayıklamalı tüm düşünceleri.
Öyle anlatıldığı gibi kolay bir iş değil bu.

Yaz içinden geldiği gibi...
Yaz ama ne yaz... hangi birisini yaz...
Deniz kenarlarına olan hasretliğimi mi,
insanların vurdumduymaz tavırlarını mı..
Düşmemek için direnen, kurumuş bir yaprak
olduğumuzdan mı bahsetmeliyim.
ya da en büyük zenginliğimiz, çocukluğumuzmuş mu demeliyim....

Öyle çok şey anlatmak isteyip de,
hiç birini toparlayamamak ve yazamamak...

Şimdi kendi beynimin koridorlarında kaybolmuş gibiyim.
Bir konuya odaklanmaya çalışırken, diğer konu atağa geçiyor.
Düşüncelerimi yakalıyorum, gölgelerinden,
düşüncelerim, düşündükçe çok komik geliyor...

 

Kim bilebilir ki..?


Ne desem boş, ne anlatsam yalan. Bir tek gerçek var,
dünya yalan.

İlk cümleyi okuyup da sayfayı terk eden okuyucu,
neler kaybettiğini asla bilemeyeceksin. Bilenler de
anlatmayacak sana. . .

İşte böyle birşey aslında... Tecrübe etmek gerek hayatı.
Başkalarının anlatmasıyla olmaz. Bilenin bildiği kendine
göre. Bilmeyenin cesareti cahilliğinden.

"Çok yaşayan mı bilir, çok okuyan mı" demişler.
İyi de neyi bilir? ya da neyi okuyan ? Burada bahsi
geçen bilgiden kasıt ne ? Bir de şöyle birşey var,
"çok gezen mi bilir çok okuyan mı" Benim anladığım
kadarıyla, piyasalarda "çekirdekten yetişme" diye
tabir edilen kimselerin, okumuş kesime karşı çıkardığı
laflar bunlar.

Kafayı okuyanlarla bozmuşlar. Sürekli bir kıyaslama hali.
Yok gezen mi, yok yaşayan mı...

Çok gezerken, yolda sürekli faydalı kitaplar okuyan ve
bunları yaparak da en uzun yaşamış olan kimse en iyi
bilendir o zaman.

Ama neyi bildiğini sormayın.
Ben ne çok yaşadım, ne çok gezdim ne de çok okudum...

Yani;
Ne desem boş, ne anlatsam yalan. Bir tek gerçek var,
dünya yalan...

Son olarak şunu söylemek istiyorum :

Yalan dünya, herşey bomboş,
hancı sarhoş, yolcu sarhoş...